Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Sayın Cameron’a Bir Mesaj: İster Bombala İster Yasakla Biz Reform İstemiyoruz Ya da İslam’dan Asla Vazgeçmeyeceğiz!

Fransa’daki acımasız saldırıların ardından İngiliz hükümeti, Suriye’ye askeri operasyon düzenleme ve kötü tanımlanmış düşman “radikalizme” darbe vurma konusunda çabalarını artırdı. Öyle bir atmosfer yarattı ki örneğin medya, Channel 4 televizyonunun “IŞİD: İngiliz destekçi kadınların maskesini düşürdü” programı ve Sun gazetesinin “İngilizlerin beşte biri cihatçılara sempati duyuyor” gibi başlıklar ile Müslümanlara karşı olumsuz görüşü körükledi.

Nereye gidiyorsunuz?

İster insansız hava aracı veya uçaklar gibi askeri operasyon yoluyla olsun, isterse Müslümanları susturmak için çıkarılan ağır iç yasalar yoluyla olsun, İngiliz hükümetinin politikaları, genel olarak ümmetin küresel uyanışını bastırmaya yöneliktir. İngiliz hükümeti, özellikle İngiltere’deki Müslümanların arzusunu ümmetle ve onun siyasi kaderiyle irtibatlandırıyor.

IŞİD, gerçek bir Hilafet ya da İslam Devleti değil. Aksine IŞİD, gerçek bir Hilafetin ya da Müslüman veya gayrimüslim olsun tüm bölge halkını İslam’ın adaleti altında birleştirecek Peygamber metodu üzere İslam Devletinin doğuşunu önlemek için bir bahane olarak kullanılıyor. IŞİD, bölge halkını bombalamak ve ABD öncülüğündeki koalisyonun, Şam’da kabul edilebilir alternatif bir rejim kurana dek Beşşar Esed’e karşı yasal mücadeleyi frenlemek için bir bahane olarak kullanılıyor. Yine IŞİD, İngiltere’de eşi benzeri görülmemiş yasal kısıtlamalar getirmek için bir maymuncuktur.

Bu yönetim değil, sindirmedir.

Hükümetin bu politikaları, şiddeti önlemek değil, İslami inanç ve değerler ile mücadeledir. Onlar, ne kadar İslamcı olunursa ve ne kadar Allah Subhânehu ve Teâlâ‘ya yaklaşılırsa, o kadar tehlikeli olunur yalanını yayıyorlar. Bu yüzden her İslami uygulama sorgulanır oldu ve İslami topluluklara karşı önlemler art arda geldi. Kreşlere giden çocuklardan kamu hizmetinde çalışan doktor ve öğretmene kadar herkes hedef alındı. İmamlar sindirildi. “Radikal” olarak etiketlenmek korkusuyla İslam’ın önemli konularını tartışamaz hale geldiler. Şimdi ise medrese ve camilere saldırılıyor.

İngiltere hükümetinin azınlıklara karşı artan kabadayı taktikleri, gövde gösterisinin bir ölçüsü değil. Aksine başarısızlığın bir ölçüsüdür. Başarısızlıktır çünkü Müslüman topluluklar, İngiliz dış politikasından ziyade ümmeti daha çok seviyorlar. Başarısızlıktır çünkü Müslümanlar, asimilasyon lehine İslami değerleri terk etmeye ikna edilemedi. Başarısızlıktır çünkü hükümetin, çoğulcu ve hoşgörülü bir toplum olarak dünyaya pazarladığı değerler ile örtüşmeyen standartları var. Hatta tanımlanamayan ve savunulmayan “Laik liberal değerlerin üstünlüğü” hakkında dürüst bir tartışma yapmakta bile başarısız oldular.

Gerçekte ise İngiliz hükümetinin, Müslüman vatandaşlara yönelik davranışı, Putin’in Rusya Müslümanlarına karşı davranışından prensipte pek farklı değildir.

Bu kurtuluş değil, aksine zorla dönüştürmedir.

İngiltere, Amerika ve müttefikleri, Irak ve Afganistan’a “özgürlük ve demokrasiyi” zorla dayatmaya çalıştılar, ama başarısız oldular. Şimdi de aynı hatayı Suriye’de işliyorlar. Suriye, yaklaşık beş yıldır keşmekeş kanlı bir çatışmanın içindedir. 250.000’den fazla Suriyeli öldürüldü ve laik bir tirana meydan okumanın ardından 11 milyon insan evsiz kaldı. Suriyeliler, on binlerce insanı katleden Esed’i desteklemeye devam eden uluslararası toplum tarafından kaderine terk edildiler. Allah’a sığındılar ve mevcut rejimi İslami değerlere dayalı rejim ile değiştirmek için yemin ettiler. Şimdi aynı “uluslararası toplum” açıkça Esed’in yanında ya da onların tabiriyle rejimin unsurlarının yanında yer alıyor.

Ey değerli Müslümanlar!

Bu politikalar, İngiltere’deki Müslüman toplulukları boyunduruk altına almak ve Suriyeli Müslümanları bombalayarak onları bir uzlaşmaya zorlamak içindir. “Yasak” ve “aşırılık ile mücadele” politikaları ile Müslümanları susturmak istiyorlar. Bu politikaların amacı, “terörizmi” yasaklamaktan ziyade İslam’ı yasaklamaktır. Onlar alaycı bir şekilde Paris saldırılarını istismar ettiler. Sakalları ve bayan elbise modellerini terörizmle irtibatlandıran medya yorumuyla da İslam’ı deforme etmek, eğip bükmek, sözde reform mühendisliği yapmak ya da İslam’dan vazgeçirmek istediler.

Mesajımız çok açıktır:

İslam’ı asla terk etmeyiz! Çünkü kalp ve aklın ikna olduğu bir şey asla terk edilemez. İslam’ı değiştirmeyiz! Çünkü İslam, Allah Subhânehu ve Teâlâ tarafından Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e indirildi ve bize kadar aktarıldı.

Müslümanlar olarak rolümüz:

Bu düşmanca siyasi gündemi ifşa etmek ve bazılarının, yasaklamak ve bastırmak için çalıştığı İslami değerleri korumak yanı sıra Müslümanlar, karanlık içinde olumlu bir rol bulmak zorundadır. Vermemiz gereken olumlu bir şey olduğunu unutarak sadece inanç ve değerlerimizi savunmak yetersizdir. Burada dönen dolapların küresel bir oyunun parçası olduğunu fark edemeyerek sadece İngiltere’ye bakmak kısır bir bakıştır. Bugün Suriye’de olanlara duyarsız kalırsak, yarın Filistin, Keşmir, Burma ve Afganistan’da olanlara da duyarsız kalacağız.

Gündem, kapitalist, laik ve liberal gündemi ile örtüşecek şekilde İslam’ı değiştirmek olduğu zaman, sadece İslam’ın dar bir parçasını korumak üzerinde odaklanamayız. Çünkü İslam, bireysel, ruhani, apolitik, sessiz, itaatkâr, liberal, ilk önce İngiltere ve uluslararası olmayan bir İslam’a dönüştürülmek isteniyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için mükemmel bir yaşam biçimi olarak İslam dini ile gönderdi.

İngiltere’de Müslümanlar ve gayrimüslimler yaşıyor. Bugün dünyasında kaynaklar için sonsuz savaşlar var. Dünyaya başkalarını sömüren birkaç zengin insan hâkim. Bunlar, ne olursa olsun ve kim zarar görürse görsün zenginlik arzusu peşinde koşuyorlar. İnsanlar, birbirinden kopuk bireysel olarak yaşıyorlar. Irkçılık gitgide artıyor. İnsanlık için daha iyisi var mıdır?

Biz, Müslüman topluluk olarak onlara daha iyi şeyler olduğuna dair umut verebiliriz. Akıl ve fikir üzerine inşa edilmiş, ırkçılık veya kaynakların ve ekonomik sömürüye izin vermeyen, insanları aileler, komşular ve topluluklar olarak yaşamaya teşvik eden, bu dünyadaki eylemlerinden dolayı Ahirette insanları sorumlu tutan bir yaşam tarzı sunabiliriz. Hiç kimse -Halife bile- Allah Subhânehu ve Teâlâ‘nın kanunlarının üstünde değildir. Bu, İslami yaşam tarzından başka bir şey değildir. Bu yaşam tarzı, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olmadan tamamlanmaz. Çünkü Hilafet, insanın sorunlarını çözen İslami çözümleri uygulama mekanizmasıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإسْلامَ دِينًا “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” [Maide 3]

H. 17 Safer 1437

 

Hizb-ut Tahrir

29.11.2015
 

Britanya

 


...:-
  • Sayın Cameron’a Bir Mesaj: İster Bombala İster Yasakla Biz Reform İstemiyoruz Ya da İslam’dan Asla Vazgeçmeyeceğiz!

  • KAPİTALİST İDEOLOJİNİN FELAKETLERİ

  • Hükümet, Kendi “Devrim” Projesini Ülkenin Güvenliğini İngiltere’ye Teslim Ederek Tamamlıyor

  • Viyana Konferansının Amacı: Suriye’ye “Laik, Demokratik, Çoğulcu Sistemi” Dayatmak ve “Terörle Mücadele” Adında Raşidi Hilafet Devletinin Kurulmasına Çağıranlar İle Mücadele Etmektir

  • Özbekistan’daki Zorba Kerimov Rejiminin Yeni Cürümleri

  •